← Bütün yazılar

Zamanın Ritmi ve Akdeniz Durgunluğu

Herkes bir yere yetişirken Arsuz, zamanı güneşin batışıyla ölçmeyi ve durmanın aslında kendini duymak olduğunu hatırlatıyor.

Herkes nereye yetişmeye çalışıyor? Bu soruyu büyük şehirlerde pek sormuyoruz. Çünkü cevabı düşünmeye ayıracağımız vakitte bile bir yere geç kalıyor olabiliriz. Sabah alarmıyla başlayan yarış; trafik, toplantılar, bildirimler ve yetişmeyen işler arasında akşama kadar sürüyor. Gün bitiyor ama insan, o günün içinde gerçekten bulunup bulunmadığını anlayamıyor.

Arsuz’da zaman başka türlü davranıyor. Saat yine aynı saati gösteriyor, bir dakika yine altmış saniye sürüyor; ama günün ağırlığı değişiyor. Burada saatler akrep ve yelkovanla değil, güneşin denize ne kadar yaklaştığıyla ölçülüyor. Sabahın serinliği, öğlenin parlak sessizliği ve akşamüstü kıyıya yerleşen yumuşak ışık, günün gerçek takvimi gibi.

Belki de bu şehirde zaman yavaş akmıyor. İstanbul’da, Ankara’da ve sürekli yetişmeye çalıştığımız her yerde biz çok hızlı yaşlanıyoruz. Bir sonraki hedefe bakarken içinde bulunduğumuz anı yalnızca geçilmesi gereken bir koridor gibi kullanıyoruz. Sonra yıllar geçtiğinde, o koridorların aslında hayatın kendisi olduğunu fark ediyoruz.

Koşmayı bıraktığım an, ne çok şeyi kaçırdığımı gördüm. Bir sandalyenin gölgesinin gün içinde yer değiştirmesini, uzaktan gelen bir teknenin motor sesini, akşam rüzgârıyla sokağa yayılan yemek kokusunu... Bunların hiçbiri büyük olaylar değildi. Fakat hayatın en sakin ve gerçek tarafı, galiba tam da bu küçük ayrıntılarda saklıydı.

Uzun süre durmayı tembellik sandık. Üretmediğimiz, ilerlemediğimiz veya bir sonuç elde etmediğimiz her anı kayıp kabul ettik. Oysa durmak, hayattan vazgeçmek değilmiş. Bazen yalnızca bedenin hızını zihnin hızına yetiştirmek; bazen de zihni susturup kalbin ne söylediğini ilk kez işitmekmiş.

Akdeniz’in durgunluğu insana hiçbir şey yapmamasını söylemiyor. Yaptığı şeyin farkında olmasını söylüyor. Bir kahveyi aceleyle bitirmek yerine tadını duymayı, bir sohbetin cevabını hazırlamak yerine karşındakini dinlemeyi, eve dönerken yalnızca varılacak yeri değil yolu da görmeyi hatırlatıyor.

Belki zamanın ritmini değiştiremeyiz. Ama kendi adımlarımızı o ritme uydurabiliriz. Her gün biraz daha hızlanmak yerine bazen yavaşlamayı seçebiliriz. Çünkü durmak, tembellik değilmiş. Durmak, insanın uzun zamandır bastırdığı kendi sesini yeniden duymaya başlamasıymış.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.