← Bütün yazılar

En Yükseğe, En Uzağa

Zirveye varmak güzel; yine de yolun kokusunu, sesini ve ara duraklarda karşılaştığım insanları kaçırınca başarının tadı biraz eksiliyor.

Bir yere çıkarken gözümün hep en yukarıda olduğunu fark ediyorum. Tepe, sonuç, bitiş çizgisi… Adına ne dersem diyeyim, oraya varınca her şeyin yerine oturacağına dair tuhaf bir güven taşıyorum. Başarıyı küçümsemiyorum; insanın emek verdiği bir şeye ulaşması güzel. Hatta bazen sırf o an için aylarca yorulmaya değer. Benim kuşkum, o ana varana kadar neleri görmezden geldiğimle ilgili.

Yol yükseldikçe manzara değişiyor. Aşağıda duyulan bir yemek kokusu biraz sonra kayboluyor, rüzgâr başka taraftan esiyor, yanımdaki insanların konuşması seyrekleşiyor. Bir ara durakta durup nefes almak sanki hedefe saygısızlıkmış gibi acele edebiliyorum. Oysa belki yolun en iyi görüntüsü tam orada, iki taşın arasından görünen kısa bir deniz parçasında kalıyor. Tepede daha genişini göreceğim diye o küçücük çerçeveyi kaçırıyorum.

Bazen insanları da böyle geçiyorum. Birinin anlattığı cümleyi sonuna kadar dinlemeden kendi planıma dönüyorum. Çünkü yetişmem gereken bir şey var. Ne olduğu her zaman açık değil ama önemli görünmesi yetiyor. Sonra hedefe vardığımda, o sırada karşılaştığım yüzleri hatırlamaya çalışıyorum; çoğu bulanık. Yol benden bir bedel istemiş, ben ödemeyi başarı belgesi sanmışım.

Elbette bazı dönemlerde gözünü hedeften ayırmamak gerekiyor. Dağılırsam bitmeyecek işler, ertelersem elimden kaçacak fırsatlar var. Disiplinin hakkını vermeden yolun güzelliğinden söz etmek de bana biraz rahat koltuk düşüncesi gibi geliyor. Fakat disiplin ile körlük arasında ince bir mesafe var. Ben çoğu zaman o çizgiyi ancak geçtikten sonra görüyorum; geriye bakınca acelemin gerçekten gerekli olup olmadığını anlamak daha kolay.

Müzikte yalnızca final notasını beklemek gibi bu. Son nota ne kadar güçlü olursa olsun, ona gelene kadar kurulan gerilim, küçük susuşlar, yanlış gibi duyulup sonra yerine oturan sesler olmadan tek başına pek bir şey anlatmıyor. Bir şarkıyı son akor için dinlemiyorum ama hayat söz konusu olunca nedense bütün ara ölçüleri hızlandırmak istiyorum. İçimde görünmez bir metronom var; bazen gereksiz yere hızlı çalıyor.

Yine de yavaşlamak her zaman mümkün değil. Bazı yollar gerçekten çıkılmak, bazı işler bitirilmek istiyor. Sürekli etrafa bakarken yönünü kaybetmek de ayrı bir beceri; onu da birkaç kez göstermişliğim vardır. Sanırım mesele zirveden vazgeçmek değil. Başımı arada bir çevirecek kadar hedefimden kuşku duymak, yolun yalnızca katlanılması gereken bir koridor olmadığını hatırlamak.

En yükseğe çıktığımda manzara elbette güzel olabilir. Ama aşağıdan gelen o kısa kahkahayı, ısınmış toprağın kokusunu ve birinin “Biraz oturalım” deyişini duymadıysam, gördüğüm şeyin ne kadarı gerçekten benimdir? Bazen tepeye varıyorum; aklım yarı yolda bıraktığım gölgede kalıyor.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.