“Kendimden vazgeçince kimse endişelenmiyor; kendim gibi yaşayınca herkes ahlakı hatırlıyor. Sevdiğim insanlarla, kimseyi incitmeden, neden mahkeme önündeymişim gibi yaşamak zorundayım? Birbirimizi kandırmadığımız, isteğimize ve sınırlarımıza saygı duyduğumuz bir yakınlıkta, dışarıdakilerin huzursuzluğu neden bizim suçumuz oluyor? İçime sinmeyen bir hayatta içten içe hastalansam da usluysam “normal” sayılacağım. İçimde neyin eksildiğini soran pek olmayacak. Bazen uyum sağlamak, kendi sesini duyamaz hâle gelmek. Ben iyi biri mi olmaya çalışıyorum, yoksa hakkımda iyi konuşulsun diye mi yaşıyorum?”
GÜNÜN İZİ
Bir gün görünen, sonra burada kalan düşünceler.
Ana sayfadaki günün düşüncesi 24 saatini tamamladığında kaybolmaz; bu arşivde yerini alır.
“Duygularım yine karışık. Bazen içimden geleni dinlemek istemiyorum; çünkü onu olduğu gibi karşılayabilecek pek az insan var çevremde. Samimiyetim fazla, doğallığım çocukça bulunacak diye daha hissetmeden kendimi düzeltiyorum. Sonra düşünüyorum: Bir duyguyu herkes olgunlukla karşılayamıyor diye onu kendimden de mi saklayacağım? Kime açılacağımı seçebilirim. Ama başkalarının yanında incinmemek için kendi içimde de susmaya başlarsam, beni kim duyacak?”
“Uyurken herkes ne kadar masum görünüyor. Kimsenin haklı çıkması gerekmiyor, kimse kimseyi küçültmüyor. Sonra sabah oluyor; yüzümüzü yıkayıp hırslarımızı takıyoruz. Bazen düşünüyorum: Bizi değiştiren dünya mı, yoksa dışlanmamak için ona benzemeye bu kadar hazır oluşumuz mu? İçimize sinmeyene gülüyor, yanlış bulduğumuza susuyoruz. Sonra da “Herkes böyle” diyoruz. Kalabalık, vicdanımıza iyi bir bahane oluyor. Belki karakter, insanın yalnızken düşündüğünü insanların arasındayken de koruyabilmesi. Masumiyet uykuda kolay; karakter, uyanınca gerekiyor.”
“Doğum günü, kimileri için hayatın altı çizilmiş bir cümlesi; kimileri içinse önemsizmiş gibi davranılarak geçiştirilen garip bir eşik. Ben, bu garip günü ancak saatler yalnızlığı gösterdiğinde yazabiliyorum. Yaşamak güzel. Başımıza gelenleri, tekrar eden döngüleri, sıkıntıyı, acıyı ve mutluluğu pek anlayamasam da güzel. Belki eksik olan bir şey yoktur; yalnızca artık hatırlayamadığım anlar vardır. Belki de ölüm tam olarak böyle başlıyor. Zaman geçtikçe sonsuzluğu değil, sınırsızlığın anlamsızlığını mı fark ediyoruz? Anlamaktan yoruldum. Yanılmaktan da… Yaşadığımı bilmek, şimdilik yeterli.”
“Gece olunca kafanın içindeki sesler değişir, dünya sessizliğe gömüldükçe insanın asıl karakteri uyanır. Gün boyu taşıdığımız toplumsal roller, yerini tamamen kendimiz olabileceğimiz o özgür saatlere bırakır.Gündüz geçim derdiyle uğraşan bir ofis çalışanı, gece yarısı hayallerinin peşinden giden bir yazara ya da ressama dönüşebilir. Kimse sizi yargılamaz; çünkü gece, herkesin kendi kabuğuna çekildiği gizli bir sığınaktır. Başka bir hayat yaşamak, zincirleri kırmak ve sınırları esnetmek için karanlığın sunduğu bu sessizliği kullanın. Gündüz kuralları yazarken, gece hayatı yeniden keşfeder.”
“Pandemiyle eve kapanıp ekranlara sığındığımız 2020’den, Hatay’ı yerle bir eden 2023 depremine ve bugün 2026’da kapımızdaki İran savaşına kadar dünya durulmadı. Akdeniz’in dalgalarına bakarken düşünüyorum: İnsanlık yapay zekanın varoluşsal kaygısıyla kıvranırken, aslında en büyük kriz hep yanı başımızdaydı. Çip krizleri, gümrük tarifeleri ve enflasyon şokları derken ruhlarımızı sosyal medyanın sahte güvenliğine teslim ettik. Doğa, ekonomi ve teknoloji bizi aynı anda sınıyor. Bu küresel çalkantı, bize tek bir gerçeği fısıldıyor: Maddi dünya yıkılırken insan kalabilmek en büyük zaferdir.”
“Yine karar veremedim. Uzun süre bunun nedenini geçmişte, benim adıma verilmiş kararlarda aradım. Belki haklı olduğum yerler vardı ama sanırım biraz da abarttım. İnsan bazen geçmişini anlamaya çalışırken onu mazerete dönüştürüyor. Şimdi daha net görüyorum: Bazı şeyleri gerçekten beceremedim. Geç kaldım, kaçtım, kararsız kaldım. Bunların sonucunu başkalarına ya da şartlara yüklemek kolaydı. Deniz aynı kıyıya vuruyor ama insan her seferinde başka bir ses duyuyor. Ben de kendimde yıllardır var olan bir şeyi şimdi duyuyorum: Hayatımın sorumluluğu artık bende. Belki özgürlük de tam burada başlıyor”