Hava Güzelken Herkes Bu Şehirde Bazı insanlar seninle değil, üzerindeki güneşle arkadaşmış. Hava bozunca anlıyorsun. Arsuz'da yazın sahile bakıyorum. Her yer insan. Masalar dolu, sokaklar kalabalık, herkes bir yerlere yetişiyor. Sanki bütün dünya burada yaşamaya karar vermiş. Sonra kış geliyor. Rüzgâr biraz sertleşiyor, yağmur başlıyor, deniz eskisi kadar davetkâr görünmüyor. Bir bakıyorsun, şehir boşalmış. Oysa aynı şehir. Aynı deniz, aynı sokaklar, aynı ağaçlar. Sadece hava değişmiş. İnsan ilişkilerinde de buna benzer bir meteoroloji sistemi olduğunu düşünüyorum. Hayatın güneşliyken herkes yanında. Gülüyorsun, eğleniyorsun, anlatacak güzel şeylerin, paylaşacak imkânların var. Telefonun çalıyor. Birileri seni özlüyor. Birilerinin mutlaka seninle yapacak bir planı oluyor. Derken hayatın havası değişiyor. İşler ters gidiyor, yüzünden gülümseme eksiliyor, eskisi kadar eğlenceli hikâyeler anlatamıyorsun. Belki cebin, belki zihnin, belki de kalbin biraz boşalıyor. Ve inanılmaz bir şey oluyor. Sadece insanlar değil, sanki yaşadığın şehir bile seni terk ediyor. Daha dün her köşesi kalabalık olan hayatında şimdi rüzgârın sesi duyuluyor. Bir zamanlar telefonunu susturamadığın insanları aramaya çekinir oluyorsun. Herkesin bir işi çıkıyor. Üstelik ne kadar tuhaf, hepsinin işi tam da senin yağmura yakalandığın günlere denk geliyor. Kimseye kızmak da istemiyorum. Sonuçta insan dediğimiz canlı konforu seviyor. Yağmurda ıslanmak yerine kapalı bir yerde oturmayı tercih etmesi anlaşılabilir. Ama bazıları şemsiyeni kullanırken dost, yağmur başlayınca meteoroloji uzmanı kesiliyor. Bir de insanın kendine sorması gereken tarafı var bu meselenin. Acaba biz de başkalarının hayatından hava bozunca ayrıldık mı? Birinin sessizliğini sıkıcılık, mutsuzluğunu huzursuzluk sanıp uzaklaştık mı? Belki de dostluk dediğimiz şeyin gerçek sınavı burada başlıyor. Herkesin neşeli olduğu bir masada gülmek kolay. Asıl mesele, konuşacak hiçbir şey kalmadığında o masadan kalkmamayı seçebilmek. Ben artık kalabalıkları pek güvenilir bulmuyorum. Çünkü kalabalık biraz da mevsimlik bir şey. Yazın çoğalıyor, kışın kayboluyor. İnsan, kendisini ziyaret edenlerle kendisiyle yaşayanları birbirine karıştırıyor. Oysa bazı insanlar vardır. Hava kötüyken de gelirler. Bir şeyleri düzeltmek zorunda hissetmeden otururlar yanına. Güneşi geri getiremezler belki ama yağmurun altında tek başına durmadığını bilirsin. Sanırım insanın hayatında ihtiyacı olan şey kocaman bir yaz kalabalığı değil, birkaç kış insanı. Bugün bunu düşündüm. Kendi içimde hava biraz kapalı olabilir. Bundan kimseye bir sitem çıkarmaya niyetim yok. Gelen gelir, giden gider. Şehri de insanları da zorla tutacak değilim. Yalnız küçük bir değişiklik yaptım. Artık hayatım güneş açtığında geri dönen herkesi, fırtınada yanımda kalmış biri sanmayacağım. Çünkü bazı insanlar seni terk etmez. Sadece güzel havaların bittiği yerde yolculuklarını tamamlarlar. Ve galiba en acısı şu: Sen hâlâ aynı şehirsindir. Onların sevdiği hiçbir şey kaybolmamıştır. Bir tek güneş gitmiştir. Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.
Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.