← Bütün yazılar

Yaşamak Biraz Huzur Bozar

İnsan kendini korudukça sakinleşiyor olabilir; peki hayatından da uzaklaşıyorsa? Gerçekten yaşamaya çalışmanın kaçınılmaz huzursuzluğu üzerine.

Bir süredir huzuru yanlış yerde aradığımı düşünüyorum. Hiçbir şeyin değişmediği, kimsenin beni şaşırtmadığı, sonucunu bilmediğim bir işe girişmediğim o güvenli yerde... Günler birbirine zarar vermeden geçiyor. Ben de kendimi korunmuş sanıyorum. Oysa bazen insanı incitmeyen hayat, ona dokunmuyor da.

Huzursuzluk çoğu zaman kötü bir şeymiş gibi anlatılıyor. Ondan kurtulmak, zihni susturmak, kalbi yavaşlatmak gerekiyor sanki. Elbette durmadan kaygıyla yaşamak yorucu. Fakat her huzursuzluk aynı yerden gelmiyor. Bazısı korkudan, bazısı da uzun zamandır kıpırdamayan bir tarafımızın yeniden hareket etmesinden doğuyor. İkisini birbirinden ayırmak kolay değil.

Birine gerçekten ne hissettiğini söylemek huzursuz eder. Yeni bir işe başvurmak, alıştığın şehirden ayrılmayı düşünmek, yıllardır ertelediğin bir şeyi ilk kez denemek de öyle. Bir şarkıyı tamamlamak, bir yazıyı yayımlamak, telefonu eline alıp özlediğin birini aramak... Bunların hiçbirinde sonuç garantisi yok. Yaşamak dediğimiz şeyin sinir bozucu tarafı da bu olabilir: Hayat, çoğu kapının arkasını açmadan göstermiyor.

Kendimi korumak konusunda fena sayılmam. Olabilecek kötü şeyleri önceden düşünüp henüz olmadan yorulabiliyorum. Böylece hazırlıklı olduğumu sanıyorum. Sonra fark ediyorum ki ihtimalleri azaltırken hayatı da küçültmüşüm. Yanılmamak için karar vermemiş, kaybetmemek için istememiş, üzülmemek için bazı sevinçlerin yanına hiç yaklaşmamışım. Oldukça güvenli bir yöntem. Biraz da ölü taklidi gibi.

Arsuz’da bazı akşamlar deniz neredeyse dümdüz görünür. Uzaktan bakınca insan o sakinliğin hiç bozulmamasını istiyor. Ama kıyıya yaklaştığında küçük dalgalar hep vardır; taşlara dokunur, geri çekilir, yeniden gelirler. Belki canlı olan hiçbir şey tamamen durgun değildir. Nabız bile düzenli bir huzursuzlukla çalışıyor.

Bunu romantikleştirmek istemiyorum. Her korkunun üstüne yürümek cesaret değil, bazen yalnızca dikkatsizliktir. Her düzeni bozmak da özgürlük sayılmaz. Fakat sırf içimde bir şey kıpırdadı diye geri çekilirsem, korkuyla sezgiyi birbirine karıştırmış olurum. Belki mesele huzursuzluğu yok etmek değil; onun ne söylediğini biraz dinlemek. Kaç mı diyor, yoksa nihayet git mi?

Sanırım yaşamaya çalışmak, belli bir miktar huzursuzluğu peşinen kabul etmek demek. Çünkü seçtiğin her yol, seçmediklerini arkada bırakıyor. Sevdiğin her şey, kaybetme ihtimalini yanında getiriyor. Bir yere ait olmak, bir gün oradan ayrılabilmenin sızısını da büyütüyor. Hayat bize yalnızca güzel tarafını vermiyor; ambalajın içinden belirsizlik de çıkıyor.

Yine de bugün, kusursuz biçimde sakin kalmak yerine biraz tedirgin olmayı göze almak istiyorum. Büyük bir dönüşüm ilan etmiyorum; dünya bu tür ilanlara pek dikkat etmiyor zaten. Yalnızca kalbimin hızlandığı her anı yanlış yolda olduğumun kanıtı saymayacağım. Belki bazı huzursuzluklar, hayatın kapıyı çalma biçimidir.

Gece deniz karanlıkta görünmez olduğunda bile sesi devam ediyor. İnsan kıyıda oturup o sesi dinlerken şunu düşünüyor: Hiç dalgalanmadan yaşamak mümkünse bile, buna gerçekten yaşamak denir mi?

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.