← Bütün yazılar

İnsan Karar Vermeden Önce Birkaç Kez Yaşar

Bir mesajı yazıp silerken, kapıdan çıkmadan geri dönerken ya da cevabı birkaç saniye geciktirirken aslında neyin provasını yapıyoruz? Kimsenin görmediği küçük tereddütlerin insanı nasıl ele verdiğine dair bir keşif.

İnsan çoğu kararını bir kez vermiyor. Önce zihninde birkaç kötü kopyasını yaşıyor. Bir mesaj yazıyor, siliyor, daha soğukkanlısını yazıyor, onu da fazla soğuk buluyor. Sonunda yalnızca “tamam” gönderiyor. Karşıdaki bir kelime görüyor; oysa içeride küçük bir edebiyat kurulu üç kez toplanmış, iki taslağı reddetmiş ve duyguları bütçe yetersizliğinden iptal etmiş oluyor.

Bunu son zamanlarda küçük anlarda fark etmeye başladım. Kapıdan çıkmadan önce sebepsizce odaya geri dönmekte, telefonu açmadan bir kez boğazımı temizlemekte, bildiğim bir cevabı birkaç saniye geciktirmekte... Bunlar kararsızlık gibi görünüyor ama bence daha ilginç bir şey: İnsan, yaşayacağı âna kendisinin hangi hâliyle gireceğini seçmeye çalışıyor. Doğal davranmak dediğimiz şeyin bile kısa bir kostüm provası var.

Belki kişiliğimiz, dünyaya gösterdiğimiz son hâlimiz değildir. Asıl kişilik, o hâle gelene kadar elediğimiz ihtimallerin arasında saklıdır. Söyleyebilecekken sustuğumuz cümlede, gülebilecekken ciddi durduğumuz fotoğrafta, “git” demek isterken yazdığımız “kendine iyi bak”ta... İnsan bazen yaptığı şeyden çok, yapmamak için harcadığı emekle kendini ele verir.

Bu yüzden hayatın en kalabalık yerinin sokaklar ya da meydanlar değil, kimsenin görmediği prova odası olduğunu düşünüyorum. Orada cesur hâlimiz konuşur, temkinli hâlimiz itiraz eder, gururlu hâlimiz sandalyeyi geriye çeker. Bir de toplantıya çağrılmadığı hâlde her seferinde gelen felaket tellalı vardır. En küçük ihtimale bakıp “Buradan kesin rezil oluruz” der. Garip biçimde en düzenli çalışan iç ses de odur.

Sonra gerçek an gelir ve çoğu prova işe yaramaz. Karşımızdaki beklemediğimiz bir şey söyler. Hazırladığımız cümle cebimizde buruşturulmuş bir kâğıda döner. Yüzümüz başka, sesimiz başka davranır. Hayat, senaryoyu okumadan çekime başlayan düşük bütçeli bir yönetmen gibidir; ışık kötü, oyuncular tedirgin, ama sahne bir şekilde devam eder.

Buradaki keşif şu olabilir: Tereddüt, kararın düşmanı değil; kararın görünmeyen geçmişidir. Bir insanın neden durduğunu bilmeden yalnızca yürüdüğü yöne bakarsak onu eksik tanırız. Çünkü bazen ileri atılan tek bir adımın arkasında, zihinde yüzlerce kez geri dönülmüş bir yol vardır. Dışarıdan kolay görünen davranışların içeride kaç cana mal olduğunu kimse hesaplamaz.

Yine de prova odasında fazla kalmanın bir bedeli var. Söyleyeceğimiz söz kusursuzlaşırken vakti geçiyor. Gideceğimiz yer bütün risklerinden arınırken hevesimiz yaşlanıyor. Kendimizin en doğru hâlini beklerken mevcut hâlimiz yoruluyor. Bazen bir cümleyi üç kez sileriz; dördüncü kez susunca buna kader deriz.

Belki olgunluk, her hareketi doğru yapmak değil; bazı anlara hazırlıksız yakalanmaya razı olmaktır. Sesin titreyebilir, cümlen yarıda kalabilir, sonradan daha iyisi aklına gelebilir. Zaten insanın en sahici tarafı çoğu zaman kusursuz cevabında değil, cevaptan hemen önce aldığı o küçük nefestedir. Orada henüz rol tamamlanmamıştır ve yüz, sahibine çok benzer.

Bugün içimdeki prova ekibini tamamen dağıtacak değilim. Onlar yıllardır izinsiz mesai yapıyor; sendikal hakları bile olabilir. Fakat her taslağın son söz olmadığını hatırlamak istiyorum. Çünkü yaşamak, zihinde iyi hazırlanmış bir sahne değil; bazen ne söyleyeceğini bilmeden kapıyı açmaktır. Belki insan karar verdiğinde değil, provasız yakalandığı anda gerçekten görünür olur.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.