
Sabah denize baktığımda suyu daha açık sözlü sanıyorum. Işık henüz sertleşmemiş oluyor, kıyıdaki küçük hareketler seçiliyor, yüzey sakin görünüyorsa ben de içimin sakin olduğuna çabucak inanıyorum. İnsanın kendisi hakkında karar vermesi için bazen birkaç düzgün dalga yetiyor. Sonra öğle oluyor; aynı su parlıyor, gözümü alıyor ve biraz önce kurduğum bütün açıklamalar dağılıyor.
Akşamüstü başka. Renk koyulaşıyor, uzaktaki çizgi belirginleşiyor, rüzgâr varsa yüzey birbirini kovalayan küçük kırışıklıklarla doluyor. O sırada suya bakınca kendimi görmekten çok kendimden kaçtığımı düşündüğüm oluyor. Bunu da kesin söyleyemem. Belki yalnızca yorulmuşumdur ve ufka bakmak, duvara bakmaktan daha iyi geliyordur.
Suya ayna muamelesi yapmayı seviyoruz. İçimize bakalım, özümüzü görelim, berraklaşalım. Güzel cümleler. Fakat su her zaman berrak değil; içinde kum yükseliyor, kıyıya yosun geliyor, rüzgâr görüntüyü bozuyor. Yüzümü seçemediğim bir yüzey bana yanlış söylemiş olmuyor. Belki o gün aynalık yapmak istemiyordur. Benim de her baktığımda kendimle ilgili temiz bir cevap bulmam gerekmiyor.
Bir süre yalnız kalınca insanın kendisini daha iyi duyduğu söylenir. Bende bazen oluyor, bazen tam tersi. Sessizlik, içerideki bütün sesleri sıraya sokmuyor; kimi zaman hepsini aynı anda konuşturuyor. Yapılacak işler, yarım kalmış cümleler, gereksiz bir utanç, yıllar önce verdiğim bir cevap… Deniz karşımda usulca hareket ederken zihnim pazar yeri gibi olabiliyor. Bunun romantik bir tarafını bulmaya çalışmıyorum.
Yalnızlığın iyi geldiği anlar var elbette. Kimseye açıklama yapmadan oturabilmek, yüzümün nasıl göründüğünü düşünmemek, konuşmaya ara vermek. Ama uzun sürdüğünde sandalye sertleşiyor, telefonun sessizliği büyüyor, insan bir ses duymak istiyor. Deniz o boşluğu doldurmuyor. En fazla ona eşlik ediyor; bu da az değil, fakat başka bir şey.
Kışın kıyı daha sessiz olduğunda suyun sesi büyüyor. Yaz kalabalığında arka planda kalan dalga, boşalmış sahilde öne çıkıyor. Ben de aynı biçimde, çevremdeki sesler azalınca bazı düşüncelerimi daha önemli sanabiliyorum. Oysa yüksek duyulmaları doğru oldukları anlamına gelmiyor. Sessizlik bazen gerçeği göstermiyor; sadece sesi açıyor.
Gece suya bakmak daha da tuhaf. Görüntü azalıyor, ses kalıyor. O zaman kendimi seyretme fikri iyice boşa çıkıyor çünkü karşımdaki yüzeyi değil, karanlığın içindeki ritmi fark ediyorum. Belki insan kendine her zaman bakarak ulaşmıyor; bazen göremediği bir şeyi dinleyerek etrafında dolaşıyor.
Su aynı su, ben de sözde aynı benim. Yine de sabah verdiğim cevap akşam bana biraz aceleci geliyor. Kıyıda dalga geri çekiliyor, kumda kısa bir parlaklık bırakıyor. Tam ne gördüğümü anlayacakken bir sonraki dalga geliyor.
Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.