← Bütün yazılar

Soğuk mu? Sıcak mı?

Hava ne yaparsa yapsın ona söyleyecek bir söz buluyorum. İşin komik tarafı, şikâyet ederken çoğu zaman bir önceki havayı özlüyorum.

Arsuz’da yaz sıcağı ağırlaşınca ilk cümlem genellikle hazırdır: “Bu havada insan nasıl düşünsün?” Nem insanın gömleğine değil, fikrine de yapışıyormuş gibi gelir. Bir bardak su içerim, vantilatörün karşısına geçerim, yine de havayla kişisel bir meselem varmış gibi söylenirim. Güneşin beni özellikle bulduğuna inanacak kadar da kendimi önemli görürüm.

Sonra serin bir gün gelir. Rüzgâr denizden daha kararlı eser, akşam otururken omuzlarımı hafifçe toplarım. Bu defa “Yazın ortasında bu serinlik de ne?” derim. Birkaç gün önce sıcaktan kurtulmak için neredeyse dilekçe yazacak olan ben değilmişim gibi. Hafızam hava durumundan daha hızlı değişiyor. Telefonun tahminine bakıp yarını şimdiden beğenmediğim bile oluyor.

Şikâyet etmenin garip bir rahatlığı var. Hava cevap vermiyor, alınmıyor, ertesi gün beni arayıp konuşmayı uzatmıyor. Üstelik masadaki herkesin söyleyecek bir şeyi oluyor. Sıcakta eririz, soğukta donarız, rüzgârda başımız ağrır, rüzgâr kesilince hava basar. Yağmur yağsa plan bozulur; yağmasa toprak kurur. İnsan bu konuda gerçekten üretken.

Bunun altında her zaman büyük bir mutsuzluk aramıyorum. Bazen beden rahatsızdır ve gayet haklıdır. Temmuz sıcağında asfaltın üzerinden yükselen havayı görünce şiirsel davranmak zorunda değilim. Serin bir gecede ince giyinmişsem dişlerimin birbirine vurmasını karakter gelişimi sayamam. Rahatsızlık gerçek; benim onu küçük bir dünya meselesine çevirmem biraz süsleme.

Asıl komik olan, havanın yalnızca kendime uygun olmasını beklemem. Deniz sakin olsun ama hava bunaltmasın, güneş görünsün ama yakmasın, rüzgâr essin ama saçımı bozmasın. Listeyi uzattıkça doğanın beni tanımadığı ortaya çıkıyor. Doğa açısından bu büyük bir eksiklik olabilir; henüz kendisine bildirmedim.

Bir de şikâyeti ruh hâlime göre seçtiğimi fark ediyorum. Keyfim yerindeyse aynı rüzgâra “mis gibi” diyorum; canım sıkkınsa kapıyı çarpan uğultu oluyor. Hava değişmeden benim yorumum değişiyor. Demek ki termometreyle aramızda görünmeyen bir tercüman var ve o tercüman bazı günler işini pek tarafsız yapmıyor. Yine de bütün suçu ona atmak hoşuma giderdi.

Bazen konuşmayı kesip o anın ne yaptığına bakıyorum. Sıcakta sokak yavaşlıyor, sesler gölgeye çekiliyor. Serinlikte insanlar biraz daha uzun oturuyor. Rüzgâr masadaki peçeteyi alıp götürüyor ve birimiz kalkıp peşinden gidiyor. Hava yalnızca derece değil; günün temposunu da değiştiriyor.

Yarın tahmine göre yine sıcak. Muhtemelen şikâyet edeceğim; kendime karşı gereksiz yere dürüst olayım. Sonra akşamüstü kısa bir esinti çıkacak, ben de sanki bütün gün onu sabırla beklemişim gibi yüzümü denize çevireceğim.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.