← Bütün yazılar

Alkolsüz Hayat, İnternetsiz Bilgisayar mı?

Bir kadeh olmadan sohbet neden bazen zorlaşıyor? Alkol, sosyal cesaret ve insanın kendi sesiyle dış dünyaya bağlanması üzerine bir deneme.

Geçen gün aklımdan şöyle bir cümle geçti: ‘Alkolsüz hayat, internetsiz bilgisayara benzer; dış dünyayla iletişim kurmak sorun olur.’ Önce güldüm. Sonra gülüşüm biraz uzun sürdü. Çünkü bazı cümleler şaka olarak doğup sahibini sorguya çekiyor. Bilgisayarın internete bağlanmadan da çalıştığını biliyorum. Ben neden bir masaya oturunca kendi bağlantımı kaybetmiş gibi hissediyorum?

Kalabalık bir yerde ilk yarım saat tuhaftır. Herkes birbirini tanıyor gibi davranır, ben de bardağımı masada stratejik bir noktaya koyarım. ‘Nasılsın?’ sorusuna vereceğim cevabı içimden düzenlerken karşımdaki çoktan başka biriyle konuşmaya başlamıştır. Sonra ortam gevşer, sesler yükselir, cümleler birbirinin üstüne çıkmaya başlar. Sanki herkes aynı ağa bağlanmıştır da benim modem biraz geç açılmıştır.

Alkol bu gecikmeye kısa bir çözüm gibi görünebilir. Biraz daha kolay konuşur, daha az düşünür, yanlış anlaşılma ihtimalini o an için umursamazsın. İçimdeki editör nihayet mesaiyi bırakır. Normalde bir cümleyi göndermeden önce üç kez okuyan ben, bir bakmışım çocukluğumdan bir hikâyeyi anlatıyorum. Karşımdaki de gülüyor. Belki hikâye gerçekten komiktir; belki yalnızca masanın saati ilerlemiştir.

Ama ertesi gün aynı insanlarla karşılaşınca tuhaf bir soru kalır: Dün gece konuşan ben miydim, yoksa sosyal ortamlarda kullanmak için indirdiğim geçici sürüm mü? İkisi de bendim muhtemelen. Birindeki fren biraz gevşemişti. Yine de insan her sohbette kendi sesine ulaşmak için dışarıdan bir şifre girmek zorunda hissediyorsa, mesele yalnızca bardağın içindekiler değildir.

Belki de asıl yorucu olan, sürekli ilginç biri olmaya çalışma çabası. Masada sessiz kalırsam sıkıcı sayılırım; konuşursam saçmalayabilirim. Bir yabancıyla tanışmak, sanki kendimi beş dakikada tanıtıp hakkında olumlu karar aldırmam gereken bir mülakat. Böyle bakınca elbette insan biraz cesaret arıyor. Oysa çoğu kişi masada kendi cümlesini düşünmekle meşgul. Benimki üç saniye duraksadı diye toplantı tutanağı tutulmuyor.

Arsuz'da deniz kenarında bunu daha kolay fark ediyorum. Bir arkadaşla yan yana oturup uzun süre konuşmadığımız oluyor. Aramızda bir bağlantı var; üstelik ekranda çekim gücü simgesi görünmüyor. Bazen sohbetin en rahat yeri, hiçbir şey söylemek zorunda olmadığın bölüm. Birini tanımak için geceyi kahkahalarla doldurmak gerekmeyebilir. Sessizliği birlikte taşıyabilmek de bir çeşit konuşma.

Elbette içen insanı yargılamak gibi bir derdim yok. Keyifli bir akşamın hesabını kimseye vermek zorunda değiliz. Kendime sormak istediğim daha küçük bir şey var: Ben bu masaya tadını sevdiğim bir şey için mi oturdum, yoksa olduğum hâlimle burada bulunmaya çekindiğim için mi? Cevap her akşam aynı olmayabilir. Ama soruyu duymak, bazen ikinci kadehten daha fazla şey anlatır.

Şimdi o ilk cümleye dönüyorum. Alkolsüz hayat internetsiz bilgisayara benziyorsa, belki de bağlantıyı yanlış yerde arıyorum. Birine ‘Bugün biraz sessizim’ diyebilirim. Sıradan bir soru sorabilirim. Bir şakayı kaçırıp yine de masada kalabilirim. Dış dünyayla iletişim kurmak bazen sorun olacak; insan sonuçta kablosuz çalışan kusursuz bir cihaz değil. Fakat bağlantı zayıfladığında kendimi hemen arızalı saymam gerekmiyor. Belki karşı tarafta da aynı anda ‘Acaba ne desem?’ diye düşünen biri vardır.

Bilgisayarı kapatıp açmak her sorunu çözmüyor. Ama bazen birinin yanında kalmak, konuşma gelene kadar beklemek işe yarıyor. İçimdeki editör de masaya oturabilir; yalnız bu kez son sözü ona vermeyeceğim. Sohbet başlamak için biraz beklesin. Dünya, iki insanın arasında birkaç saniye sessizlik olunca çevrimdışı kalmıyor.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.