Arsuz’da yaşarken bir yaz akşamı köpek peşimden koşmuştu. Sıcak günle birlikte hemen çekilmemişti; sokak akşamın serinliğini bekliyordu. Benim bekleyecek vaktim yoktu. Köpeğin arkamdan geldiğini fark ettiğim anda çevredeki bütün ayrıntılar silindi. Az önce bildiğim yol, bir anda yalnızca uzaklaşmam gereken bir yere dönüştü.
Korku önce düşünceye değil, bedene yerleşiyor galiba. Nefes hızlanıyor, bacaklar benden izin almadan karar veriyor, kulak arkadaki sesi olduğundan daha yakın duyuyor. O sırada kendime sakin olmam gerektiğini söylemiş olsam bile bu cümle pek işe yaramazdı. Beynim toplantı yapmaya çalışırken beden çoktan gündem maddesini kapatmıştı: Koş.
Şimdi olayı düşündüğümde panik anında kurduğum bazı ihtimallerin abartılı olduğunu görebiliyorum. Ama korkunun kendisi yersiz değildi. Peşimden koşan bir köpek vardı ve ben korktum. Sonradan güvenli bir yerden bakıp o anki kendime “Bu kadar da büyütmeseydin” demek kolay. O akşamki ben, sonraki bilgileri bilmiyordu.
Olay geçtikten sonra da beden hemen ikna olmuyor. Benzer bir sokakta uzaktan bir köpek sesi duyunca önce kulak kesilmek, yürüyüşü fark etmeden hızlandırmak mümkün. Zihin “Şu an başka bir yerdesin” dese de bacakların hafızası daha eski bir kaydı açıyor. Korku bazen olayın kendisinden sonra gelen bu küçük tekrarlarla yaşamaya devam ediyor. Ne dramatik bir müzik çalıyor ne de kimse fark ediyor.
Uzun süre korkuyu yenilecek bir rakip gibi düşündüm. Karşısına çıkacağım, güçlü duracağım, o da sahneden çekilecek. Pek öyle olmuyor. Korku bazen yanımda yürüyor; ben bir adım atınca o da atıyor. Mesele onun kaybolmasını beklemeden hareket edebilmek olabilir. Bunu kesin bir keşif gibi yazmak istemiyorum. Bazı korkularda bir adım atabiliyorum, bazılarında kapının önünde oyalanıyorum.
İçince korkuyu yendiğimizi sandığımız zamanlar da oluyor. Benim açımdan durum biraz daha komik: Korku gitmiyor, sadece sesini bir süre kısıyor; ben de sessizliği zafer sanıyorum. Sonra ertesi gün aynı korku dosyasını masaya bırakıyor. Üstelik bu defa başım da ağrıyorsa toplantı daha verimsiz geçiyor. Buna ahlak dersi çıkaracak kadar düzenli biri değilim.
Korkuyla birlikte yürümek, ondan hoşlanmak anlamına gelmiyor. O köpek olayını güzel bir hatıraya çevirmeye çalışmıyorum. Korkarken mutlu olmayı da beceremem. Fakat korktuğum için kendimi küçültmeyince hareket edecek biraz yer kalıyor. Ellerim titreyebilir, zihnim kötü ihtimaller sıralayabilir; yine de ayaklarımdan biri ötekinin önüne geçebiliyor.
O yaz akşamını hatırladığımda köpeğin görüntüsünden çok bedenimde kalan aceleyi düşünüyorum. Sokak bir süre sonra sakinleşmiş olsa bile içimdeki koşu hemen bitmemişti. Bazen tehlike geride kalıyor; adımlarım hâlâ hızlı.
Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.