← Bütün yazılar

Sevmek Eskiden Anlamlıydı

Birini düşünmek eskiden iyi gelirdi. Şimdi aynı düşüncenin ardından bir yorgunluk geliyor. Çok incindikten sonra sevmenin anlamına yeniden bakmak üzerine.

Eskiden güzel bir şey gördüğümde birine anlatmak isterdim. Komik bir olay, akşamın ışığı, şarkıda tam olması gereken yere gelen bir nota. Yaşadığım şeyin yarısı bendeydi, diğer yarısı anlatacağım kişide. Şimdi yine görüyorum. Bazen telefonu elime alıyorum. Sonra bırakıyorum. Anlatacak bir şeyim olmadığı için değil; anlatınca içimde neyin başlayacağını az çok bildiğim için.

Sevmek bir zamanlar günün içinden başka bir güne açılan küçük bir kapıydı. Marketten bir şey alırken onun sevdiğini de almak, eve varınca haber vermek, henüz yapılmamış bir yolculuğu birlikte düşünmek. Büyük laflar etmiyordum her zaman. Bazen yalnızca iki kişilik yemek yapıyordum. Meğer insan gelecek dediği şeyi tencereye koyduğu fazladan bir avuç pirinçle de kurabiliyormuş.

Sonra çok incinince bu küçük hareketlerin bile ağırlığı değişiyor. Birine yakınlaşmak, yalnızca onu tanımak olmaktan çıkıyor. Daha önce kendimi toparlamak için ne kadar uğraştığımı da hatırlıyorum. Sabahları normalmiş gibi davranmayı, bir sohbetin ortasında aklım başka yerdeyken gülümsemeyi, gece aynı konuşmayı yeniden düşünmeyi. Yeni bir insanın karşısında eski yorgunluğumla oturuyorum. O bunu bilmiyor. Ben de ilk çayın yanında bütün dosyayı açmak istemiyorum.

Biri ‘Ama sevmek güzel’ dediğinde itiraz edemiyorum. Güzel olduğunu biliyorum. Zaten bu kadar incinmemin bir nedeni de o. Hiçbir şey hissetmeseydim ayrıntıları böyle taşımazdım. Fakat bir şeyin güzel olması, yeniden ona gücüm olduğu anlamına gelmiyor. Denize girmek güzel mesela. İnsan bazen yalnızca kıyıda oturabiliyor. Havlu getirmedim deyip geçiyorum; her oturuşun açıklamasını yapmak istemiyorum.

En tuhafı, artık sevgiden büyük bir şey beklemiyor oluşum. Eskiden birinin beni anlaması dünyadaki yerimi biraz sağlamlaştırırdı. Şimdi anlaşılmak bile geçici geliyor. Bugün seni anlayan insan yarın sana açıklayamadığın bir acı bırakabiliyor. Ben de kendi hislerimin hiç değişmeyeceğine söz veremem. Bunu bilince yakınlığın anlamı kaybolmuyor belki ama benim ona yüklediğim kesinlik dağılıyor. Elimdeki şey daha küçük, daha belirsiz kalıyor.

Çok yaralanınca insan bazen sevgiyi kaybetmiyor; sevdiği hâline güvenini kaybediyor.

Kendime bakıyorum: Bir zamanlar beklediğim mesajları şimdi özellikle beklememeye çalışıyorum. Birini özleyince hemen başka bir işle uğraşıyorum. Güzel bir konuşmanın ardından sevinmek yerine ‘Fazla anlam yükleme’ diyorum. Kendi içimde hem yaşayan hem sürekli uyarı yapan iki kişi var. Biri gülmek istiyor, diğeri geçen seferin hesabını masaya koyuyor. Çay soğuyor. İkisi de haklı olmakla meşgul.

Bazen buna olgunluk diyorum. Beklentim azaldı, kimseye ihtiyacım yok, kendime yetiyorum. Kulağa düzgün geliyor. Sonra bir akşam mutfakta tek başıma oyalanırken fark ediyorum: Kimseye ihtiyaç duymamakla birine ihtiyaç duymaktan çekinmek aynı şey değil. Benim hangisini yaşadığım gününe göre değişiyor. Bazı günler yalnızlığımı seviyorum. Bazı günler onu savunurken sesimi fazla yükseltiyorum.

‘Sevmek anlamsız’ dediğimde galiba biraz da artık karşılığını göremediğim emeğimi düşünüyorum. Bu kadar dikkat etmek, hatırlamak, gözetmek nasıl olup da sonunda kendimi değersiz hissettiğim bir yere varıyor? Sevgiye hesap soruyorum ama cevabı sevgiden alamıyorum. Belki karşımdaki insana, belki kendime söyleyemediğim şeyler var. Hepsini tek kelimenin üstüne bırakmak daha kolay. Sevmek. Sanık ayağa kalksın.

Bugün kendimi yeniden sevmeye ikna edecek bir cümle aramıyorum. Birinin karşıma çıkıp bütün düşüncelerimi düzeltmesini de beklemek istemiyorum. Önce bir güzel anın ardından hemen kötü ihtimalleri sıralamadığım bir gün geçirebilsem yeter. Arsuz'da yürürken hoşuma giden bir görüntüyü çekip saklayabilirim. Kimseye göndermeden. O an yaşandı. Bende de bir karşılığı oldu. Küçük ama bunu yok saymayacağım.

Sevmek eskiden anlamlıydı. Şimdi içimde o cümleyi duyan bir taraf omuz silkiyor. Onu zorlayıp ayağa kaldırmayacağım. Çok yoruldu. Yalnız, bugün ağzımdan çıkan ‘Ne anlamı var?’ sorusunu ömrümün geri kalanı adına verilmiş bir karar saymak da istemiyorum. Bu akşam bir şarkı dinlerim. Bir yerinde yine birini düşünürsem düşünürüm. Telefonu elime alıp almamak konusunda henüz bir kararım yok.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.