Bir süredir beş duyumu aynı anda kullanmayı deniyorum. Pek olmuyor. Bir şeye dikkatle bakarken sesler geriye çekiliyor. Bir sesi gerçekten dinlediğimde karşımdakinin yüzünü bir anlığına kaçırıyorum. Ağzımdaki tadı fark etmeye çalışırken elimde tuttuğum bardağın sıcaklığını unutuyorum. Bedenim bütün bunları zaten yapıyor olabilir; ben hepsinin yapıldığı yerde aynı anda bulunamıyorum. Kendi içimde odadan odaya yetişmeye çalışan biri gibiyim. Üstelik ev de benim.
Geçenlerde bir yudum alırken küçük bir deneme yaptım. Bardağın dudağıma değdiği yeri, içtiğimin kokusunu, dilimde bıraktığı tadı, odadaki sesi ve ışığın masaya düşüşünü birlikte fark edecektim. Çok iddialı bir iş sayılmazdı. İnsanlığın elinde teleskoplar var, ben bir bardakla ilgileniyorum. Yine de ışığa bakarken tadı kaçırdım. Sese döndüğümde yudum bitmişti. Sonunda boş bardağa bakıp yaşadığım şeyi sonradan bir araya getirdim. Küçük bir anın bile toplantısına geç kalmıştım.
Belki yaşadığımız an dediğimiz şey tam da bu kesişimde oluşuyor. Bir yüzü hatırladığımda yalnızca görüntüsünü hatırlamıyorum. Sesinin bende açtığı yeri, bulunduğumuz odanın havasını, yakınımdaki tenin sıcaklığını da taşıyorum. Bazen unutulmuş bir koku geliyor ve yıllardır uğramadığım bir günün içinde buluyorum kendimi. Oysa o günün fotoğrafına defalarca bakmış, hiçbir yere gitmemiştim. Demek ki hatıranın kapısını yanlış taraftan çalıyormuşum.
Buna rağmen çoğu günümü yalnızca bakarak geçirebiliyorum. Bir yere bakıyorum, birine bakıyorum, sonra bir ekrana bakıyorum. Dünya karşımdan akıp gidiyor; ben görüntü değiştikçe yaşamış olduğumu varsayıyorum. Yediğim şeyi bitiriyorum ama tadını doğru dürüst bilmiyorum. Birinin anlattıklarını duyuyorum ama sesinin yorgunluğunu kaçırıyorum. Akşam olunca da bugün ne yaptığımı anlatabiliyorum. Bugün ne hissettiğimi sorarsan biraz düşünmem gerekiyor.
Hayatı böyle daraltınca kolaylaşıyor işler. Görüntüyü al, adını koy, devam et. Bir insanı tanımak yerine hakkında bir fikrin olsun. Bir yerde bulunmak yerine oradan bir kare getir. Zihnim bu düzene çabuk alışıyor; fazla ayrıntı istemiyor. Ama bende, kendi insanlığımın bir kısmını kullanmadan bıraktığım hissi oluşuyor. Burada mesele kaç duyunun çalıştığı değil; bana ulaşabilen dünyaya ne kadar yer açtığım. Bazen bütün imkânlarım açıkken bile hayatla temasım şaşılacak kadar az oluyor.
Sonra hepsini birlikte açmaya çalışıyorum ve bu kez de yoruluyorum. Karşımdakinin cümlesini, tereddüdünü, masanın pürüzünü, uzaktan gelen sesi, içimde ona verdiğim cevabı aynı anda taşımak istiyorum. Bir süre sonra hiçbir şey olmamış bir akşamdan yorgun kalkıyorum. Dışarıdan bakınca oturdum. Bana sorarsan birkaç ayrı yerden dünyayla karşılaştım. İnsan bazen yerinden kıpırdamadan da çok yol gelebiliyor.
Beni şaşırtan, daha fazla hissetmenin hep daha iyi hissetmek anlamına gelmemesi. Sesini gerçekten dinleyince birinin kederi de yaklaşıyor. Dokunduğum şeyin sıcaklığını fark ederken kendi gerginliğimi de duyuyorum. Dikkatimi açınca içeri yalnızca güzellik girmiyor. Ben biraz daha canlı olayım diye bütün dünyanın sesini uslandırması beklenemez. Yine de bazen öyle bir nezaket umduğum oluyor.
Belki bu yüzden kendimi kısıyorum. Her şeyi kabalıkla açıklamak kolay; oysa bazı uzaklıklar yorgunluktan da doğuyor olabilir. Benim de karşımdakini bütünüyle dinleyecek hâlimin olmadığı günler var. Bunu kabul etmek hoşuma gitmiyor, çünkü kendimi hassas biri olarak görmek istiyorum. Fakat hassasiyetimin de dinlenmek istediği saatler var. O saatlerde hayatı kaçırdığımı düşünerek kendime bir de suçluluk ekliyorum. Yorulmuş birine iş çıkarmakta oldukça becerikliyim; özellikle o kişi bense.
Şimdi bütün bir günü tam yoğunlukta yaşamak yerine, bir anın içinde biraz daha kalmayı deniyorum. Biri konuşurken vereceğim cevabı birkaç saniye bekletmek. Bir lokmayı bitirmeden tadının değiştiğini fark etmek. Elimi uzattığımda neye dokunduğumu gerçekten bilmek. Bunları yaparken beş ayrı yoklama alırsam yine anın dışına çıkacağım. Bu kez de yaşamakla ilgilenen memuru oynarım. İçimde zaten yeterince personel var.
Bugün yeniden denedim. Bir anlığına ses, ışık, tat, koku ve dokunuş birbirine yetişti sanki. Sonra biri dağıldı, öteki geride kaldı. Peşlerinden gitmedim. Bardağı masaya bıraktım. Elimde sıcaklığı duruyordu. Yorulmuştum ama bu kez yorgunluğumun içinde bulunduğum yere ait bir şey vardı. Her saniyeyi böyle yaşayabilir miyim, bilmiyorum. Şimdilik bir yudum sürdü. Tadı hâlâ aklımda.
Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.