← Bütün yazılar

Güzeldi, Ama Orada Yaşayamam

Birlikte yaşarken büyülü olan şeylerin, sonradan hatırlamak istemediğimiz ayrıntılara dönüşmesi üzerine. Güzel geçmişi inkâr etmeden bugünde kalmaya çalışmak.

Bir şarkı açılıyor. İlk birkaç saniyesini duyunca elim hemen başka bir şarkıya gidiyor. Kötü olduğu için değil. Fazla iyi hatırladığım için. Bir zamanlar birlikte dinlemişiz; nerede oturduğumuzu, araya giren o saçma cümleyi, gülerken şarkının bir bölümünü kaçırdığımızı bile hatırlıyorum. Şimdi üç saniyeye tahammül edemiyorum. Müzik aynı müzik. Benim içimde oturduğu yer değişmiş.

Birlikte yapılan şeylerin tuhaf bir ömrü var. Bir yolculuk, gece acıkıp hazırlanan bir yemek, kimsenin komik bulmayacağı bir şaka, denizin karşısında uzayıp giden bir akşam. Yaşarken bunları kaydetmeye bile gerek duymuyoruz. Nasıl olsa devamı gelecek. Bir daha otururuz, bir daha gideriz, bir daha güleriz. İnsan güzel bir şeyin içindeyken onun son kullanma tarihini aramıyor. Zaten ambalajı da yok.

Sonra bir şey oluyor. Bazen tek bir olay, bazen aylarca görmezden gelinen küçük şeylerin toplamı. Son konuşma, önceki bütün konuşmaların yanına gelip oturuyor. Eski bir fotoğrafa bakarken artık yalnızca fotoğrafın çekildiği günü görmüyorum. Sonradan öğrendiklerim de kadraja giriyor. O gün orada olmayan bilgi, bugün resmin tam ortasında duruyor. Bir türlü kenara çekilmiyor.

Büyünün bozulması galiba böyle oluyor. O akşamın güzel geçmediğini söyleyemem; geçti. Gerçekten güldüm. Gerçekten kendimi yakın hissettim. Fakat şimdi o yakınlığı hatırlamak, arkasından gelen uzaklığı da çağırıyor. Hafızam iki ayrı sahneyi tek biletle gösteriyor. Ben yalnızca ilkini izlemek istiyorum, salon görevlisi ikinci filmin de pakete dâhil olduğunu söylüyor.

Bunun üzerine küçültmeye başlıyorum. ‘Alt tarafı bir yolculuktu.’ ‘Herkesle gidilebilecek bir yerdi.’ ‘Zaten çok da önemli değildi.’ İçimdeki adam, bir zamanlar dünyanın merkezi saydığı masayı şimdi ikinci el eşya gibi değerlendiriyor. Çizikleri var, pek kullanışlı değil, isteyen alabilir. Oysa hâlâ hangi sandalyede oturduğumu biliyorum. Önemsiz dediğim şeyin bütün ayrıntıları neden bende?

Bazı hatıraların değerini düşürürüz; çünkü tam değerini kabul edersek, içinden çıkamayacağımızı biliriz.

Bunu kendimde fark edince biraz utanıyorum. Güzel günlere haksızlık ediyormuşum gibi. Sonra düşünüyorum: O günlerin hakkını vermek için bugünkü kendimi sürekli aynı acının önüne oturtmam mı gerekiyor? Hatırlamak bir sadakat sınavına dönüştüğünde, geçmişin sevgilisi olmaktan çıkıp bekçisi oluyorum. Gece vardiyası da bende. Üstelik ziyaretçisi olmayan bir yerde nöbet tutuyorum.

Marcus Aurelius'u okurken kendime sorduğum soru burada işe yarıyor: Şu anda benim elimde ne var? O akşamı değiştiremem. Birinin sonradan yaptıklarını geri alamam. Ama şarkıyı kapatabilirim. Bugün ne yiyeceğime, yürüyüşe çıkıp çıkmayacağıma, aynı konuşmayı zihnimde bir kez daha başlatıp başlatmayacağıma bakabilirim. Sonuncusu her zaman sözümü dinlemiyor. İçimdeki Roma henüz tam bir düzene kavuşmuş sayılmaz.

Montaigne'i düşününce de kendime karşı biraz daha açık konuşmak istiyorum. ‘Hiçbir değeri yoktu’ demek yerine, ‘Değeri vardı ve ben şu an onu taşımakta zorlanıyorum’ diyebilirim. Daha az gösterişli bir cümle. Kimseyi suçlamıyor, beni de yenilmez göstermiyor. Bir gün bir şeye bağlanmış, bugün ondan uzak durmaya çalışan aynı insanım. Dün hissettiklerimin sahte çıkması gerekmiyor; bugün onlarla yaşayamayışım da gerçek.

Arsuz'da o yerlere yeniden gidebilmek isterim bir gün. Aynı kıyıya, aynı yola. Acelem yok. Önce oraya kendi başıma varmam gerekiyor. Deniz eski bir akşamın dekoru olarak kalsın istemiyorum; bugün de deniz. Belki bir çay içerim, tadını o günkü çayla karşılaştırmadan. Belki henüz yapamam. Bazı günler iyileşmek dediğim şey, eve dönüp düzgün bir yemek yemekten ibaret.

Hayatta kalmak bazen yaşananların değerini hesaplamaktan daha acil. Güzel bir hatırayı koruyacağım diye kendimi her gün harcayamam. Şimdilik o şarkıyı geçiyorum. Bir zamanlar güzeldi; bunu geri almıyorum. Ama sabah kalkacak olan benim, hatıra değil. Güzeldi. Orada yaşayamam.

Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.