
“Ruh, yaşamak için bir sebep ararken zamanı kader sanır; oysa insan, en karanlık döngünün içinde bile sevdiği şeyi koruyabildiği sürece hayat güzeldir.”
Bazen insanın en büyük yanılgısı, hayatın mutlaka büyük bir anlam taşıması gerektiğine inanmasıdır.
Bir sabah uyanırsın. Deniz yine yerindedir. Arsuz Nehri ağır ağır akar. Bir yerde çay demlenir, bir motor sesi geçer, biri işe yetişmeye çalışır, biri sevdiği insandan mesaj bekler. Dünya son derece sıradan görünür.
Ama insanın içinde aynı sıradanlık yoktur.
İçeride sürekli bir soru dolaşır:
*Ben bütün bunları neden yaşıyorum?*
Belki ruh dediğimiz şey de tam burada başlıyor. Büyük, mistik bir cevapta değil; bir sebep arama ihtiyacında.
İnsan çoğu zaman yaşamayı sevmediği için değil, yaşamın neden yaşanmaya değer olduğunu anlayamadığı için yoruluyor.
Sonra geleceğe bakıyor.
“Bir gün her şey düzelecek.”
Geçmişe bakıyor.
“Keşke o zaman başka türlü davransaydım.”
Ve fark etmeden hayatın büyük kısmını iki hayali ülke arasında geçiriyor: geçmiş ve gelecek.
Şimdiki zaman ise arada küçük bir sınır kapısı gibi kalıyor.
Oysa belki de zaman sandığımız kadar önemli değildir.
Belki bizi korkutan şey zamanın geçmesi değil, aynı soruların tekrar tekrar karşımıza çıkmasıdır.
İnsan şehir değiştiriyor.
İlişki değiştiriyor.
İş değiştiriyor.
Ev değiştiriyor.
Bazen saçını bile değiştiriyor.
Ama bir gece, yıllar önce sorduğu sorunun başka kelimelerle yeniden karşısına çıktığını fark ediyor.
İşte o zaman zaman kader gibi görünmeye başlıyor.
Sanki görünmeyen bir el bizi aynı yere getiriyormuş gibi.
Belki kader dediğimiz şeyin bir kısmı gerçekten de budur: Çözmediğimiz şeylerin farklı yüzlerle yeniden karşımıza çıkması.
Bir insanı kaybedersin, sonra başka birinde aynı korkunu bulursun.
Bir şehirden kaçarsın, başka bir şehirde aynı yalnızlıkla karşılaşırsın.
Yeni bir hayata başladığını sanırsın; eski sen çoktan bavulun içine saklanmıştır.
İnsan bundan dolayı bazen hayatı bir döngü zanneder.
Ama asıl mesele döngünün kırılıp kırılmaması değildir.
Çünkü bazı döngüler kırılmaz.
Bazı acılar tamamen geçmez.
Bazı soruların kesin cevapları yoktur.
Belki olgunluk, bunları ortadan kaldırmak değil; onların arasında neyi koruyacağını seçmektir.
Ben burada sevmenin önemini görüyorum.
Çünkü hayat insanın elinden çok şey alabiliyor.
Bir şehir değişebilir.
Bir ev yıkılabilir.
Bir dost uzaklaşabilir.
Bir dönem kapanabilir.
Gençliğin bazı ihtimalleri sessizce kaybolabilir.
Hatta insan bir sabah aynaya bakıp eski kendisini bile bulamayabilir.
Ama bütün bunların arasında hâlâ koruyabileceği bir şey vardır.
Bir insana duyduğu sevgi.
Bir şarkı.
Bir sokak.
Bir ağacın gölgesi.
Akşamüstü denize düşen turuncu ışık.
Bir kedinin gelip yanına oturması.
Birinin söylediği küçük bir cümle.
Bazen hayatı kurtaran şeyler şaşırtıcı derecede küçüktür.
Belki de ruhun aradığı “yaşam amacı” dediğimiz şey sandığımız kadar görkemli değildir.
Belki hayatın sırrı bir dağın tepesinde, eski bir kitapta ya da ölümden sonra açıklanacak büyük bir cevapta saklı değildir.
Belki insanın bütün görevi, dünyanın sertliğinin kendisini tamamen sertleştirmesine izin vermemektir.
Çünkü karanlığın en büyük zaferi bizi üzmesi değildir.
Bizi kendisine benzetmesidir.
Bir gün acı çektiğin için acımasız olmaya başladığında, kaybettiğin için artık hiçbir şeyi sevmemeye karar verdiğinde, dünyanın anlamsız olduğuna inanıp güzel olan her şeyi küçümsemeye başladığında karanlık gerçekten kazanmış olur.
Ama hâlâ bir şarkıda durabiliyorsan…
Hâlâ bir gün batımını gereksiz bulmadan izleyebiliyorsan…
Hâlâ bir insanı kaybetme ihtimaline rağmen sevebiliyorsan…
Hâlâ ertesi sabah kahveni içerken “bakalım bugün ne olacak” diyebiliyorsan…
Belki de sandığından çok daha büyük bir şey başarmışsındır.
Arsuz’da akşamları denize bakarken bunu düşünmek kolay oluyor.
Güneş her gün batıyor.
İlk bakışta aynı şey tekrar ediyor.
Aynı deniz, aynı güneş, aynı ufuk.
Ama hiçbir gün batımı bir öncekinin aynısı değil.
Belki hayat da böyledir.
Döngüler vardır.
Tekrarlar vardır.
Kayıplar vardır.
Kader sandığımız yollar vardır.
Ama bütün bunların içinde insanın hâlâ küçük bir özgürlüğü kalır:
**Neyi sevmeye devam edeceğini seçmek.**
Belki ruhun aradığı sebep en başından beri budur.
Ve belki hayat, başımıza güzel şeyler geldiği için güzel değildir.
İnsan, başına gelen her şeye rağmen içinde güzel olan bir şeyi öldürmemeyi başarabildiğinde güzeldir.
Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.