
Yaklaşık yedi yıldır not alıyorum. Bazen bir cümle, bazen yarım bir soru, bazen de ertesi gün ne demek istediğimi kendimin bile anlayamadığı birkaç kelime. Defterlerin ve telefon notlarının içinde önemli keşifler yaptığımı sandığım anlar oldu. Bir kitap açınca benim büyük bir heyecanla bulduğum fikri benden çok önce birinin uzun uzun anlattığını görüyorum. Önce biraz bozuluyorum. İnsan hiç değilse kendi zihninde ilk olmak istiyor.
Bu karşılaşmanın kötü bir tarafı yok aslında. Benden önce düşünülmüş olması, benim düşünmemi gereksiz yapmıyor. Bir cümleye kendi yolumdan varınca onu başka türlü anlıyorum. Kitapta altını çizdiğim şeyle, bir sokakta yürürken aniden fark ettiğim şey aynı görünse bile içimde bıraktığı iz farklı. Yine de notun üzerine eğilip “Bunu buldum” derken biraz daha sakin olmamı sağlıyor. Dünya benden önce de epey kalabalıkmış.
Düşünmenin kendisini seviyorum. Bir fikrin çevresinde dolaşmak, itiraz etmek, sonra kendi itirazıma da itiraz etmek hoşuma gidiyor. Sorun, düşünmenin bazen yaşamın yerine geçmesi. Bir şeyi bütün yönleriyle anlamadan harekete geçmemeye karar verirsem, çoğu konuda olduğum yerde kalıyorum. Çünkü her yön diye bir yer yok; baktıkça yeni bir taraf çıkıyor.
Notlarımda bunu açıkça görüyorum. Aynı korkuyu farklı tarihlerde başka kelimelerle yazmışım. Aynı kararı vermek için sayfalar doldurmuşum. Cümleler değişmiş, ben çok az hareket etmişim. O zaman düşünce, pencere olmaktan çıkıp iyi döşenmiş bir bekleme odasına dönüşüyor. Çayı da var, bahanesi de. İnsan orada uzun süre oturabilir.
Okuduğum fikirler hayata karışmadığında rafta düzgün duran eşyalara benziyor. Sabır hakkında bir cümlenin altını çizmek kolay; biri sözümü kestiğinde o cümleyi hatırlamak daha zor. Sadelik üzerine bir kitap bitirip masanın üzerini notlarla doldurabilirim. Hatta bu çelişkiyi fark edip yeni bir not daha alırım. Kendimi izlemek bazen komik bir dizi gibi; başrol oyuncusu aynı hatayı farklı gömlekle yapıyor.
Yine de düşünmeden eyleme geçme fikri bana eksik geliyor. Düşünce yön veriyor, bazı aceleleri durduruyor, gördüğüm şeye ikinci kez bakmamı sağlıyor. Mesele onu susturmak değil. Belki bir noktada cümlenin sonuna nokta koyup dışarı çıkmak. Yaşadığım şey geri dönüp o cümleyi bozar, genişletir ya da tamamen gereksiz hâle getirir. Defter buna dayanır.
Eski notlardan birini açınca o gün ne kadar kesin yazdığıma şaşırdığım oluyor. Şimdi aynı fikirden emin değilim. Kenarına “Bunu yaşayarak tekrar düşün” diye eklemek istiyorum; sonra bunun da yeni bir düşünme bahanesi olup olmadığından kuşkulanıyorum. Sayfa önümde duruyor, dışarıdan bir kapı sesi geliyor.
Fikrimi değiştirdim. Dünya fark etmedi.